ŞEB-İ YELDA-İ KERBELA
Mihr ü mah ağlar bugün, Arş-ı Alâ kan ağlar
Asumân feryâd eder, dehr ü zaman kan ağlar
Cân u canan can verir, kevn ü mekân kan ağlar
Ey seyyid-i şüheda ey Şâh-ı şehîdân eyvâh!
Nûr-ı çeşm-i Mustafâ, sırr-ı âlem, cân u dil
Ey reyhan-ı Resul, koptu bağrından fâsıl.
Zât-ı Hak’tan bir nişân, nûr-ı ayn-ı müstakil,
Ey sultan-ı Zişanın goncası eyvâh!
Mâder-i pâkın ciğerpâresi, nûr-ı hüdâ,
Ey Fatıma'nın yongası, mahrûm-ı dâd u âb
Bâb-ı ilmin vârisi, şâh-ı mülk-i i'tilâ,
Ey Haydar-ı Kerrarın yitiği; eyvâh!
Dest-i adlin pençesi, zâlimin kâbusudur,
Ey Zülfikârın vârisi, ki Hakk’ın nâmûsudur.
Bu ne dehşet bir tûfân, bu ne gam kâbusudur,
Ey sahra-i Kerbelâ, mahşer-i kübrâ; eyvâh!
Leb-i huşk u teşneyiz devr-i dünün yâdıyla,
Susuz dudaklara selâm olsun aşkın yâdıyla.
Arifân-ı sâfîdil, nûr-ı irfân tadıyla,
Pak idraklara selam olsun dâim eyvâh!
Hâk-i pâkin sürmedir ehl-i irfân gözüne,
Vicdanların hakikat mektebidir özüne.
Cân dayanmaz bu sitem, bu cefânın közüne,
Yakar canı Ali Asgarın boş beşiği; eyvâh!
Târih nefretle anar hilekâr u şakıyi,
Zulüm saltanatının kanlı eşiğinde sâkiyi.
Arşı sarsar her seher feryâd-ı fârikiyi,
Koptu Zeyneb-i Kübranın feryâdı; eyvâh!
Tîg u tîr altında nâçâr kaldı o sultân,
Neyledi Zülcenah o gün, kime sığındı Rahşan
Boyandı hûn-ı pâke, ağlar o şanlı hâyvân,
Yâresi bîhadd ü pâyân, bî-çâre kaldı eyvâh!
Zâlimin zulmü zevâl, adl-i ilâhî bâkî,
Hüseyin’dir bu yolda ebedî aşkın sâkî.
Dünya döndükçe zülcenahın asilliği yezidin rezilliğine galebe çalacaktır dâimâ!