MÂRİFET:
Âyet: “… ‘De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’…” (Zümer, 39/9)
Hadîs: “İlim Çin’de bile olsa, gidiniz, alınız, tahsîl ediniz.” (Beyhaki, Şuabu’l-İman, Beyrut, 2.254)
Marifet; bir şeyi bilip bütün yönleriyle öğrenmek, onun hakkında her bilgiye sahip olmak manasınadır. Bu da o şeyi beceri ile yapabilmek seviyesine gelmiş olmak demektir. Bilgiye ulaşmanın yolu duyular ve tabii ki bilmeyi ve idrak etmeyi temin eden sağlıklı ve müspet bir akıl ile mümkündür. Mesleki olarak bir tanımlamaya gidecek olursak marifet; mesleğin kanunlarına ve hükümlerine bihakkın tâbi olup, emir ve yasaklarına bağlı olarak o meslek hakkında yeterince bilgi seviyesine ulaşmış olmayı, onu hakkıyla tanımayı ve bilmeyi ve böylece tam bir beceri seviyesinde kullanmayı iktiza ettirir. Yukarıdaki ayette de işaret edildiği gibi; “De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Yüce Allah bizlere okumanın ve bilginin ne kadar ehemmiyetli olduğunu ifade etmiş, böylece marifet alanında mesafeler almak için emirde bulunmuştur. Okuyup öğrenerek, tahlil ve tefekkür ederek evvela kendimizi yani fizyoloji ve anatomimizi ardından aklımızı, sonra en önemli organımız olan kalbimizi ve tabii son olarak ruhumuzu anlamlandırabiliriz. Okuyup öğrenerek birbirimizi samimiyetle sevebiliriz. Çünkü muhabbet marifeti gerektirir. Yani marifet kalbin amellerindendir. Teşkilat içinde şahsiyetten şahadete olan yolculuğumuzda, şahsiyetimizi, kabiliyetimizi, fazilet ve muhabbet gibi sahip olduğumuz erdemlerimizi hâsılı mevcudiyetimizi idrak ederek özgül ağırlığımızın (kapladığımız hacme göre ağırlığımız) miktarını tartar ve hepsini ibretle düşünürüz. Marifetimiz seviyesinde cesaret ve mehafetimizin (korkumuzun) seviyesini ölçeriz. Böylece manen ve madden ne kadar bir hacim kapladığımızı ispat ve ilan ederiz. Zira ne kadar bilgiliysek o kadar da cesuruzdur. Cahil cesaretinden Allâh’a sığınırız. “Bir teşkilatın inşası” işte bu marifet mefhumuna sahip şahsiyetler olan Ziya’ların varlığı ile ancak mümkündür.
‘Marifet’ ideal insan tipinin bir başka vasfıdır.
Şiir:
MÂRİFET
Toplanmış mukaddes dâvâ uğrunda seçkin bir heyet
Hepsinde apayrı bir letâfet var, nûrdan mâhiyet
Mârifet toprâğından yoğrulup meydâna gelmişler
Ûlvî bir gâye ile efrâdı irfâna gelmişler
Bu dâvâ ki; umûdların tükendiği yerde başlar
Hele ki doğruluk üzre olsun; yücelir tüm başlar
Yorulmak olmaz, durmak olmaz, gelmez aslâ ihmâle
Çalışıp mücâdele etmekle erişir kemâle
Pek çok hizmetler îfâ etmişler bu halka, millete
Onun huzûru ve mûtluluğu demişler ille de
Yazmaya dursun; toprâğın bağrını yırtar kalemi
En zavâllı zamânında mantığa bürür âlemi
Gerçekleri neşretmek için dergi, kitâblar bastınız
Kalplere hiç sönmeyecek kandîller astınız
Siz; kalem açtıkça çâğlar gönüllerde çâğlayânlar
Mûtluluktan sarhoş olur öncelerde ağlayanlar
Boşa çıkmadı elbette ki de bunca gayretiniz
İnsânlığa ilim denen yüce emri öğrettiniz
Artık hîssiz dâğlardır size boyun eğmeyecek tek
Başlar mı kaldı görünce sizi öpmeyecek etek?
EBEDÎ der: İlim, irfân; sizin en âcil dâvânız
Hâkka, hakîkate ulaştırmak en asîl sevdânız
Dâvânız; toprâklar henüz vermeden yâsemen, lâle
Âşinâ kalpler büyütmektir gün ermeden zevâle