Kültür · Sanat · Edebiyat

KAYIP

İbrahim Halil İmrak 05 June 2026 103 okunma
KAYIP

Yıllar önce köyde yaşarken bir öğle vakti, 80'li yaşlarda gözleri görmeyen komşumuz Müslüm Amca'yı görmüştüm.

O yaz sıcağında eline bir kuru asma dalı almış, toprağı karıştırıyordu. 

Ama yüzündeki ifade o kadar mahzun ve o kadar üzgündü ki o halini yazıya dökmeye kalksam yazı utanırdı.

Selam verip yanına oturdum. Sonra elinden tutup,


 "Nasılsın Ape (Amca)?" dedim.


Hani, insan tam ağlamak ister de yeri değildir ağlayamaz ya? 

Hani sesi birden feryada döner ya? 

Hani bağıra çığıra, salya sümük ağlar içi ama dışardan sadece bedenin titrer ya? 

İşte öyle bir sesle:


-"Ez mırıme ğarze, hema ne bın ardedame" 

(Ben ölmüşüm yeğenim ama toprağın altında değilim)


dedi.


Bu, ömrüm boyunca duyduğum en acıklı ifadeydi. O an elimden gelseydi eğer ona göz olmak isterdim; 

yürüsün, gitsin diye özgürlüğüne... 

Belli ki gelini laf saymış, hakaret etmiş ve oğlu Kadir de karısına destek çıkmıştı. 

Müslüm Amca da kendi evinde, kendi malında, kendi toprağında sığıntı olmuştu. 

Torunları da onu elinden tutup bahçenin köşesine bırakmıştı. 

Tıpkı gereksiz bir eşya gibi...

Ağlamak en çok onun hakkıydı. Kimseden utanmadan, çekinmeden... 

Çünkü haklıydı. 


Bağıra çığıra,

 "Yarabbi emanetağa bistine!" (Emanetini al) 

diye hıçkırmalıydı. 


Çünkü haklıydı, hakkıydı Müslüm Amca'nın... 

O ağlamadı ama onun yerine ben ağladım. 

O bağırmadı, ağzından tek kelime çıkmadı ama ben sövüp saydım onun yerine. 

Haberi yoktu Müslüm Amca'nın ama o gün:"İnsan insana bunu yapmaz yav!" dedim kendi kendime.


 (Başıma geleceklerden haberim yok tabi o zamanlar...)


Köyden ayrıldıktan sonra, yani şehre taşındıktan sonra birçok şey gibi Ape Müslüm'ü de geride bırakmıştım. 

Unutmuştum belki de. 

Zaten çok geçmeden o da vefat etti bizden sonra. Allah rahmet eyleye, yaşarken ruhunu toprağın altında saklayan adama... 

Zamanla ben de hayatın içine karıştım gittim tabii


Neler geçti başımdan neler... 


Herkes gibi... Her iyi insan gibi... Her merhameti mantığının önüne geçen insan gibi... Herkesin her şeyine koşup bir tek kendisine derman olmayan insan gibi... İyiliğin her zaman iyilik getireceğine, yaptığın her güzel şeyin karşılığını Yaradanın verdiğine iman etmiş her Müslüman gibi...


Bunları yaparken hiçbir zaman kendimi düşünmedim. Biliyor musunuz? Zerre miskal karşılık beklemeden, ne yaptıysam yürekten, gönülden... Onlar da benim bu yanımı gördü tabi. Kan kokusunu almış köpek balığı gibi... 


Biri iyiliğimden, biri merhametimden, biri saflığımdan, biri saygımdan... 

Ama hepsi sevgimden büyük parçalar aldı ve gitti.


Şimdi vatanımdan, toprağımdan, hepsinden, sevgimden, merhametimden, iyiliğimden ve en acıklısı gülen yüzümden 3000 km uzaktayım.

Bugün parkta, akşam iş çıkışı oturduğum ağacın altında küçük bir dal parçası vardı. 

Yerden aldım, Ape Müslüm gibi çimleri karıştırdım. Tam 26 yıl sonra kendimi Müslüm Amca'nın yerinde buldum.



Ne tuhaf? 

İnsan eksile eksile, azala azala, yavaş yavaş tükeniyormuş ve bunu tükendikten sonra anlıyormuş... 

İnsan yaşarken parça parça ölüyormuş ya hani hissetmeden? 

Bu ağacın altına oturmuş ağlamak istiyorum ama ağlayamıyorum. Hiçbir cümle kuramadan kesik kesik, derin derin nefes alıyorum.

Sanki şimdi sağımda Ape Müslüm oturuyor da 

Bana

-"Nasılsın ğarzey?" (Yeğen) 

diyor. 

Ben de ona boyuna:


-"Ez mırıme hema ne bın ardedame Apo" 

(Ben de ölmüşüm ama toprağın altında değilim Apo Amca)

diyorum...


HAKTANOĞLU