Kültür · Sanat · Edebiyat
Blog

FAZÎLET

İhsan fatih Polat (Ozan Ebedi) 02 June 2026 23 okunma

FAZÎLET:


Âyet: “Size yapılan bir kötülüğe karşılık verecekseniz, size yapılan muamelenin aynısıyla mukabele edin. Yok, eğer sabrederseniz, böyle davranmak, sabredenler için daha hayırlıdır.” (Nahl, 16/126)


Hadîs: “Cihâdın en fazîletlisi, zâlim sultânın karşısında hakkı ve adâleti söylemektir.” (Ebû Saîd el-Hudrî)


Fazîlet; bizleri iyilik yapmaya, kötülüklerden uzaklaştırmaya yarayan rûhî kabiliyetlerimizdir. Fazl, kerem, ihsan ve üstünlük manasına gelir ki ötekilerden üstün ve meziyetli olmamızı sağlayan, imtiyazlı kılan ve bizi saadete ulaştıran bir haslettir. Karşı durumu rezîlet olup, rûhî ihtilâcımız bizi bu iki durum arasında gidip gelmeye ve nihayet bir tercih yapmaya zorlamaktadır. Bunda şüphesiz mizâcımızın bir tesirinin olduğu da bir gerçektir. Zira huylarımız doğrudan doğruya mizâca bağlı olup reflekslerimiz, hareket kabiliyetlerimiz mizâcımızın tesiri altında devinim göstermektedir. Nasıl ki kâinât anâsır-ı erbaa’dan (dört unsur; ateş, su, hava, toprak) müteşekkil ise insan mizâcı da dört usâreden mürekkeptir. Kan, safra, lenf ve sinir. Aynen böyle de insan kanlı yani demevî, safralı yani safravî, lenfli yani sevdâvî ve sinirli yani asabî olmak üzere dört gruba ayrılmaktadır. İşte bu mizâclardan her biri belli bir huyu meydana getirmektedir. Misâl: Demevî mizâclılar; iyimser, şen ve müteşebbis insanlardır. İyi kalpli, sıcakkanlı ve cana yakındırlar. Safravî mizâclılar; soğuk ve sevimsiz, ikiyüzlü ve hâin eğilimli olup fitneci ve fesatçı bir kişiliğe sahiptirler. Sevdâvî mizâclılar; zayıf irâdeli ve gevşektirler. Kolay söz verip kolay cayarlar. Asabî mizâclılar ise; sinirli ve kavgacı, hassas eğilimli kişiliklerdir. Bunlara yaş, çevre, eğitim, kalıtım, meslek, para vb. gibi faktörleri de eklediğimizde karakterlerimiz hemen hemen muayyen bir şekilde kendini göstermiş olacaktır.

Şâyet mizâcımızda kötümserlik, karamsarlık, şiddet vs. gibi kabul edemeyeceğimiz eğilimler varsa bunları doğuran âmiller üzerinde durmak ve bu olumsuz hasletlerin iyileştirilmesine çalışmak gerekir. Biraz gayret edersek değişebileceğine inandığımız rûhî alışkanlıklarımız zamanla birer huy olmaktan çıkacak ve böylece daha muntazam ve daha mazbut bir insan örneği ortaya koymuş olacağız. Meslek hayatımızda yâhûd içtimâî muhitimizde alışkanlıklardan, özentilerden veya taklitlerden dolayı mizâcımızın bir parçası olup huy hâline getirdiğimiz olumsuzlukları terbiye, tahsil, eğitim, akıl gücü, his ve düşünce kabiliyeti ve kuvvetli bir irâde örneği göstererek kişiliğimizden söküp atabiliriz.  

Evet; fazîlet yani olgunluk yani erdem bizi iyiye ve güzele, doğruya, hâk ve hakîkate, adâlete ve böylece saâdete ulaştıran, ahlâkî vazîfelerimizi yerine getirmemizi sağlayan ve nihayet rûhumuzu iyi huylarla beslememize yarayan bir haslettir. Akıllı, bilgili, donanımlı bir insan fazîlet gibi bir erdemin kendisini saâdet ülkesine ulaştıracağını iyi bilir. Ve daima bu rûh ve mücâdele hâli içinde olur. “Bir Teşkîlâtın İnşâsı” işte bu müsbet tabir ettiğimiz fazîletlere sahip şahsiyetler olan Ziyâ’ların varlığı ile ancak mümkündür. 

‘Fazîlet’ ideâl insan tipinin bir başka vasfıdır. 




Şiir:


FAZÎLET


Hakîkat; ikiyüzlü yaratılmıştır insân 

Bir yüzünde doğru var, bir yüzünde yalân var

Bir yüzü teslîmiyet, öteki yüzü isyân

Duramaz bir çizgide, üzerinden alan var


Artar seçenekleri, teşvîkleri çoğalır 

Her durumda bunlardan biri ile sınanır

Nihâî tercîhini yapmak zorunda kalır

Veremez her sınavı, imtihândan kalan var


Zevkin, eğlencen, paran, makâmın ve şöhretin

Konu başlıklarıdır ‘Dünyâ’ isimli metnin

Takılma; oku, geç. Bak faslına fazîletin;

Tekrâr et defaâtla, asıl mühîm olan var


Saâdet ülkesine tırmanmak istiyorsan;

İyilik, sevgi, saygı, güzellik, ahlâk, vicdân…

Hepsi bir merdivendir, her birinden faydalan

Sağlam kur bağını ki; yere çok çakılan var


Ey her sözü hidâyet, özü merhamet insân!

Çok ilken var elbette, fazîlettir bir yasân 

Saâdet ülkesine varırsın çabalarsan

EBEDÎ der ki: Deme; “Kader bu, yazılan var.”