Kültür · Sanat · Edebiyat
Blog

Bilişsel Çelişki Teorisi

Beyza Akgünoğlu 26 June 2026 45 okunma

Bugün hayatımızın birçok alanında, birçok durumda karşılaştığımız bir durum ve bir kavramdan bahsetmek amacıyla buradayım: Bilişsel çelişki teorisi. Peki nedir bu bilişsel çelişki? İnsanlar, sahip oldukları inançlar, değerler ve davranışlar arasında bir uyum olmasını isterler. Ancak bazen yaptığımız bir davranış, inandığımız ya da bildiğimiz bir şeyle tamamen ters düşer. İşte bu tutarsızlık durumu bizde zihinsel bir rahatsızlık, yani bilişsel çelişki yaratır. Yani aslında yaptığımız yanlış davranışları haklı sebepler bularak normalleştirme çabamızdır bilişsel çelişki. Değerlerimize aykırı bir durum yaşadığımızda ortaya koyduğumuz tutum ahlaki olarak benliğimizle örtüşmüyorsa durumu kendimizce açıklamaya ve vicdan yükünden kurtulmaya çalışırız. Bunun en somut örneklerinden olan sigara içmek, bahanesini ard arda sıralayabildiğimiz bir durumdur. 

Sigara içme alışkanlığını bilişsel çelişki kavramıyla ele alırsak; 

 Bilgi: "Sigara içmek sağlığa zararlıdır ve kansere yol açar."

 Davranış: Her gün bir paket sigara içmek.

 Çelişki: Bu iki durum birbiriyle çelişir ve kişide içsel bir gerilim yaratır.

Şeklinde bir tablo oluşturmakla başlayabiliriz. Sigara içen kişi bunun zararlı olduğu bilincindedir elbette, fakat bunu aşağıda sıraladığımız bahanelerle devam ettirme meylindedir. 

 "Ben genetik olarak şanslıyım" ya da "Dedem 90 yaşına kadar içti, sapasağlamdı."

 Bu yöntem genellikle sorunu yumuşatmak, onun zihnindeki suçluluk duygusunu bastırmak amacıyla kullanılır. Kişiye yaptığı şeyin daha az zararı olduğu hissiyatını verir. 

 "Hayat zaten kısa, her şey kanser yapıyor, en azından keyif alıyorum." 

Bir diğer tutum ise kişini bu tarz düşüncelerle zaten öleceğini düşünerek her istediğini vicdanı rahat şekilde yapmasına yol açar. 

Bu konuda verebileceğimiz örnekleri çoğaltabiliriz elbette.  Mesela tutumlu olduğuna inanan birinin, bütçesini zorlayarak çok pahalı bir kıyafet alması. Bu durumda kişi, "Bu bir yatırımdır, çok nadir indirime giriyor" diyerek durumu rasyonalize eder. Ya da sağlıklıbeslenmeye karar veren birinin, arkadaşlarıyla yediği tatlıdan sonra "Bugünlük kaçamak yaptım, yarın iki katı spor yaparım" diyerek kendini rahatlatması gibi. Aslında birçok insanın kendi doğrularıyla hevesleri arasında gel-gitleri sonucu oluşan bir davranıştır çelişki. Zihnimiz, nefsimiz elde etmek istediği hazlar için değerlerimizin bizi bağlayan şeyler olduğunu fısıldar bize. 

Konuyla ilgili 1959 yılında Leon Festinger ve James Carlsmith tarafından yapılan bir deney, insanların kendilerine yalan söyleme gücünü ve bilişsel çelişkiyi nasıl çözdüklerini kanıtlar nitelikte.

Hikâye şöyle gelişiyor:

Deneye katılan öğrencilere laboratuvarda inanılmaz derecede sıkıcı, monoton ve anlamsız görevler veriliyor. Örneğin:

Bir tepsideki tahta mandalları yarım tur sağa, sonra yarım tur sola çevirmek.

Makaraları bir kutuya dizip sonra tekrar boşaltmak.

Bunu tam bir saat boyunca yapıyorlar. Katılımcıların hepsi haklı olarak sıkıntıdan patlıyor.

Deney bittiğinde, araştırmacı katılımcıya yaklaşıyor ve bir ricada bulunuyor. Dışarıda sırasını bekleyen bir sonraki katılımcının (ki bu kişi aslında araştırmacının bir asistanı) deney hakkında çok heyecanlı olduğunu söylüyor.

Araştırmacı, "Normalde bu deneyin çok eğlenceli olduğunu söyleyen bir asistanımız var ama bugün gelemedi. Dışarıdaki kişiye bu deneyin inanılmaz eğlenceli ve heyecan verici olduğunu söyler misin?" diye soruyor. Yani katılımcıdan açıkça yalan söylemesi isteniyor.

İşte işin koptuğu yer burası. Katılımcılar bu yalanı söylemek için iki gruba ayrılıyor ve para teklif ediliyor: 

Grup A (Az Ödül): Yalan söylemeleri karşılığında sadece 1 dolar alıyorlar.

Grup B (Çok Ödül): Yalan söylemeleri karşılığında tam 20 dolar alıyorlar (O dönemin parasıyla oldukça iyi bir miktar).

Her iki grup da dışarı çıkıp bekleyen kişiye "Bu görev harikaydı, çok eğlendim!" diyerek yalanı söylüyor.

Yalan söyleme işi bittikten sonra, başka bir odadaki bağımsız bir araştırmacı, katılımcılara deneyin aslında ne kadar eğlenceli olduğunu düşündüklerini soran gizli bir anket doldurtuyor.

Mantıken hangisinin deneyi daha çok sevdiğini söylemesini beklersin? Muhtemelen çok para alan (20 dolar) grubun daha mutlu olduğunu düşünürsün Ama sonuç tam tersi çıkıyor!

20 dolar Alanlar: Ankette görevin çok sıkıcı olduğunu dürüstçe itiraf ediyorlar.

1 dolar Alanlar: Gerçekten de görevin çok eğlenceli ve eğitici olduğunu savunuyorlar!

Peki neden böyle oldu dersiniz? Çünkü 20 dolar alanların kafası rahattı. Çelişkiyi kolayca çözdüler. Kendilerine dediler ki: "Evet yalan söyledim ama karşılığında 20 dolar aldım, değerdi." Yalan söylemek için ellerinde çok güçlü bir dışsal gerekçe vardı. Bu yüzden görev hakkındaki gerçek fikirlerini değiştirmelerine gerek kalmadı (Görev hala sıkıcıydı).

1 dolar alanlar ise büyük bir zihinsel krize girdi. “Ben dürüst biriyim ama yalan söyledim. Neden? Sadece 1 dolar için mi? Ben 1 dolara yalan söyleyecek biri miyim?" İşte bu içsel gerilim (bilişsel çelişki) onlara o kadar ağır geldi ki, dışsal bir gerekçe bulamadıkları için içsel bir gerekçe yaratmak zorunda kaldılar. Kafalarındaki inancı değiştirdiler: "Aslında görev o kadar da sıkıcı değildi ya, mandalları çevirirken biraz rahatladım galiba, hatta eğlenceliydi bile diyebilirim!"


Özetle, deneyden de anlaşıldığı üzere değerlerimiz ve inançlarımızın dışında davranışlar sergilediğimizde zihnimiz bizim için bir çelişki mekanizması oluşturuyor ve bahanelerin arkasına saklanarak aslında ‘yanlış yapmıyorum’ düşüncesini benimsiyoruz. Bilişsel çelişki kuramı hayatta birçok insanın yaptığı yanlışların zihinsel yükünden kendini kurtarma biçimi olarak biliniyor. Fakat her şeye rağmen yanlışlarla hatalarla bu hayat bizim ve tek hakkımız var. Hatalarımızdan ders çıkararak, her zaman daha iyi versiyonumuza evrilebileceğimizi unutmamalıyız. Sevgiyle kalın. 

Beyza.